Ürkek güvercin gibi hayallerim..
Dokunsam uçacak sanki…
Isimsiz bir sevda bu…
Hani...
Kitabı yok dediklerinden…
Zamanı yok….
Mekanı yok…
Mevsimler ve hüzün yakışıyor sadece….
Yıldızlar kayıyor..
Şarkılar yarım…..
Kederler dökülüyor yaprak yaprak…
Ve kelimeler kördüğüm…
Özlemlerin hakkını ver dercesine…
Ne fark eder…
Benim bütün rüyalarım seninle…..
Ayışığı sussun
Kimsesiz sahillerde….
Üşüsün yakamozlar ve
mehtap ağlasın
bulutlar üstünü örttüğünde..
deniz vurgunluğunu anlatsın
yorgun düşmüş geceye…
intiharı yaşasın dalgalar
içimde ki kelimelerle…
yosun kaplasın kum tanelerimi…
ne farkeder…
benim bütün rüyalarım seninle…
git diyemiyorum hayallere…
hemen
yüreğini bırakıyor avuçlarıma…
çisil çisil yağıyor
sessiz ve derinden….
Tövbekar nefesini ağırlıyor..
Yine de unuttuğum bir şey var
Hasret gibi…
Eğilip topluyorum sessizce..
Tıpkı bana benziyor…
Ne farkeder…
Benim bütün rüyalarım seninle…
Nereye saklansın kimsesizliğim…
Ne şehirlere sığabiliyorum
Ne de şehirler yüreğime….
Yenik düşmüş sözlerim var
Dudaklarımın arasında…
Ve şiirlerimin sesi
Kaybetmeyi kabullenmiş…
Onlar beni ağlamaz biliyor..
Oysa ben
Dökülüyorum sonbahar gibi usulca…
Ne farkeder…
Benim bütün rüyalarım seninle…
Yeşildir artık yüreğinde kara bulut,
Bugün anneler günü, annem beni unut.
Evde acılar koynuna yangelip yatmış,
İnadına giyin sen de mayısa batmış,
Yürü sokakta, çocukların düşü aksın
Yürü ki saksıda çiçekler sana baksın.
Diline genç anılarından bir türkü seç,
Beş yıl büyüdüğüm okulun önünden geç,
Islanırsa anıların güneşte kurut,
Senin günün bugün unutma, beni unut
Gök mavi, deniz mavi, tam kıyısında dur
Durma, eteğinden beni bir daha savur.
Annem yıldız kayıyor içinden dilek tut,
Koşuyor sana kısa pantolunlu çocuk,
Gözünde gözümde, gözlerinde bin umut ...
Belki değmedi elleri bir güzelin ellerine,
Kendini kaptıralı memleket sevdasına.
Ağlamazdı.. Bizim Deniz. Korkmazdı.
Sivas'ta bakardı güneşe,
Kayseride sayardı yıldızları.
Korkmazdı Bizim Deniz.. Cesurdu.
Sinesinde kurşun yarası,
Elinde cigarası.
Bir gün vurdular prangayı..
Hapsettiler koğuşlara.
Eziyetlerden geçti,
Kapatıldı karanlığa.
Oysa aydınlıktı düşünceleri,
Devrim yolunda.. Memleket uğruna.
Ağlamazdı Bizim Deniz. Korkmazdı.
Karanlık bir gecede astılar Deniz'i
İdam sehpasına çıkarken bile metindi.
Üstelik daha gençti, ensizdi.
Başı dik ağır ağır yürüdü ipe
Ve son nefesinde bile haykırdı gerçeği.
Herkez bilir ki korkmadı Deniz,
Elleri titremedi.
Arz ederim ki yoktu dünyada eşi.
O ki ihtilalci yenilikçi, bilirkişi! .
Hangi zorluğu
yenmemiş insanoğlu.
Hele taşıyorsa içinde
bu insanca sevgiyi.
Güzel günler
zorlu duraklardan
geçer sevdiğim.
Damla damla
birikiyor insan.
Damla damla sevgili...
Bir gün
akıp gideceğiz hayata.
Duvarlar yıkılacak,
açılacak bütün kapılar
bilesin.
Benim yüreğim
sensin şimdi,
seni vurur durur...
Ve yine damla damla
çoğalıyorsun içimde.
Desem ki vakitlerden bir Nisan akşamıdır,
Rüzğarların en ferahlatıcısı senden esiyor,
Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini,
Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,
Senden kopardım çiçeklerin en solmazını,
Toprakların en bereketlisini sende sürdüm,
Sende tattım yemişlerin cümlesini.
Desem ki sen benim için,
Hava kadar lazım,
Ekmek kadar mübarek,
Su gibi aziz bir şeysin;
Nimettensin,Nimettensin!
Desem ki...
İnan bana sevgilim inan,
Evimde şenliksin,bahçemde bahar;
Ve soframda en eski şarap.
Ben sende yaşıyorum,
Sen bende hüküm sürmektesin.
Bırak ben söyleyeyim güzelliğini,
Rüzğarlarla,nehirlerle,kuşlarla beraber.
Günlerden sonra bir gün,
Şayet sesimi farkedemezsen,
Rüzğarların,nehirlerin,kuşların sesinden,
Bilki ölmüşüm.
Fakat yine üzülme müsterih ol;
Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini,
Ve neden sonra
Tekrar duyduğun gün sesimi gökkubbede,
Hatırla ki mahşer günüdür
Ortalığadüşmüşüm seni arıyorum.
Baktım,
uzanmış ranzasına umutla direniyor,
elinde bir tesbih, dilinde tanıdık ufuklar,
ya sabır, ya sabır.
Biz sanıyoruz,
günden güne tükeniyor,
aslında o,
kendinden sonrakiler için direniyor.
Yüreği cıvıl cıvıl, kardeşçe,
dostça, umutla çarpıyor.
Gelin diyor, gelin dünyama,
orada herkese özgürlük,
herkese ekmek var, daha da önemlisi,
adalet adalet adalet var!
Baktım,
uzanmış ranzasına,
dikmiş gözlerini zamana,
tik-tak, tik-tak, tik-tak...
acaba bu kaçıncı olacak.
kaçıncı halk için ölen,
aslında halkın kalbinde dirilen.
Sevdasına düşmüş,
güneş kanatlı, rüzgar bakışlı,
geleceğe düşmüş gönlü,
tarifi imkansız acılarla gömülü.
Alnında kırmızı bere,
Dayamış alnını mavzere,
pir sultana, dadaloğluna, börtlüceye,
ben de buradayım,
duyun beni de dercesine.
Çığlığınıza çığlık,
sevdanıza sevdayla koştum dercesine.
Ve hatta,
halkı için delirircesine,
halkı için ölürcesine,
kapamış ağızını düğümlercesine.
Sevdalanmış bir kere,
dönüşü olmaz geriye.
kızıl taylar misali,
hoyrat, asi, ardına bakmadan,
menzil ırak, yakın bilmeden,
koşuyor ölüme, dirilişe, varoluşa
VAHAP KAYA KALBİMİZDE YAŞAYACAKTIR..!
“seni yaşamak,
ıssızlığına inmek bütün soluğuyla yaşamın
ve delirircesine yapışmak nehirde sürüklenen çakıltaşına
var olmak doğan güneşle,yenilenmek her bir esintisiyle rüzgarın
derin bir ah çekmek sensiz yaşanmışlara,
doldurup yüreğimi öfkeyle bizi ayıran yollara hesap sormak.
Eğer yaşıyorsam ve bu ruh seninle canlanıyorsa
sorgusuz sualsiz sensin tek nedeni
Ölüm haberini getiren kuşların kapıma dayandığı gün,
bir daha kan dolaşmayacak damarlarımda.
Bir avuç toprakla belki kırmızı bir karanfile gübre olurum,
ve her sevgili koklayışında karanfili
özünden bir damla olup düşerim kırmızının
çürümüş yüreğimde tüten sevda ateşinin kızıllığıyla…
Ve seni yaşarım güzelim her yerde nefes alıp vermek adına”
Sevgili ağabeyimiz, kardeşimiz, babamız, dayımız, amcamız devrimin dostu güzel insan Vahap Kaya’yı 26.12.2006 tarihinde bir kalp krizi sonucu kaybettik. Her ölümün erken ölüm olması gibi Vahab’ımızında ölümü erkendi. İnsanlık adına bırakmış olduğu iyilik, güzellik, dayanışma özelliklerini yaşatacak ve ona layık olmaya çalışacağız. Sen rahat uyu güzel insan..
gizemli gülüşlerde
güçlenen güzellik
arzunun avuçlarında yanar
akar duygular
sevgi tünelinde
susar şiir
karanlıkta anılar akar
isteklerde çoğalırken yalımlar
kavrulur yaprakları duygunun
anılar
yaşanmışı yakalar
unutulmuş mavi kuş
yeşil yüzeylerden geçer
doyumsuzluk içinde
aşk içer yürek
gizli enerjilerin ateşi
tutuşurken tutkularda
ışıldayan aklığa
asılır arzu
bitimsiz dönüşümler
yudumlarken zamanı
özgürlüğün kanatlarında
yeşil umutlar uçar
yanık yürek atışlarında uzanıyor gece
dilsiz akşamlar gibi sessiz, ıssız değil dağlar
kentlerin gözlerinde birikse de kaygılar
parçalandı vitrinleri korkunun
kırıldı zulmün gülüşü renk renk
tanıdık zaferi, tanıdık artık
sen ve ben
geleceğe gülümseyen
bir aşkın tutkunlarıyız
fırtınalar içinde kalsak da
öpüşen iki dağın ceylânlarıyız
doruklardan
alçaklara inemeyiz artık
bak, sislerin arkasında kayboluyor karanlık
bir öpüş kadar kısa sürmesin mutluluk
gel, daha yükseklere çıkalım sevgilim
çünkü biz, özgürlüğün sesiyiz
iğne deliğinden sızan bir umudun
belki de son çizgisiyiz
Gözlerinin pınarında
Bir bulut,
Boşandı boşanacak
Nerdeyse.
Aklımdan geçenleri
Okuyorsun su gibi.
Dünya gördü
Bizi boğazladılar...
Tutma gözyaşlarını
Onur da ağlar...
Bırak yıkansın gökyüzü,
Lacivert, yeşil, altın
Işıkları günbatının.
İşte şafaktayız gene
Çırılçıplak
Ve mavi.
İşte sanki dağ yeli
Ve işte sanki meltem...
Kimse toz konduramaz
Kesip attığımız tırnağa bile.
Sen en güzel kızısın
Bütün galaksilerin
Bense tözüyüm artık
Akkor tözüyüm
Prometheus'u yakan
Kara sevdanın...
Ne alnımızda bir ayıp
Ne koltuk altında
Saklı haçımız
Biz bu halkı sevdik
Ve bu ülkeyi.
İşte bağışlanmaz
Korkunç suçumuz...
Sen hiç ölümün gölgesinde özgürlügü yaşadınmı
Bir garibanın elinden tutupta hiç kadere rest çektinmi
Alçağın adisine ispiyoncusuna kurşun yağdırdınmı
Dedim ya gülüm ben bu alemde kral tanımam
Sen zevkini sefanı sürerken ben hayat okulunu okuyordum
Sen elin cilalı mermer taşlarında kibar beylerlen dans ederken
Ben hergün azraillen dans ediyordum
Dedim ya gülüm ben bu alemde kral tanımam
Sen sıcak yatağında rahat uyurken
Ben ise parçalanmış vucudumun acısıyla mahkeme duvarlarına
Yaslanmış,gelmeyi bilmiyen karanlığı bekliyordum
Dedim ya gülüm ben bu alemde kral tanımam
İdam sehpasında bir mahkum yaşamayı ne kadar çok istiyorsa
Bende seni o kadar çok seviyorum..
Aşıma katmadım haram,güzel çirkin aramam
Yanlış yapanı tanımam... bu senin içinde geçerlidir gülüm
Dedim ya gülüm ben bu alemde kral tanımam..!
Yangınlar,
Kahpe fakları,
Korku çığları
Ve irin selleri, aç yırtıcılar,
Suyu zehir bıçaklar ortasındasın.
Bir cana, bir başa kalmışsın vay vay!
Pusatsız, duldasız, üryan
Bir cana bir de başa
Seher vakti leylim -leylim
Cellat nişangahlar aynasındasın.
Oy sevmişim ben seni...
Üsküdardan bu yan lo kimin yurdu!
He canım...
Çiçekdağı kıtlık, kıran,
Gül açmaz, çağla dökmez.
Vurur alnım şakına
Vurur çakmaktaşı kayalarıyla
Küfrünü, Medetsiz, Munzur.
Şahmurat Suyu kan akar
Ve ben şairim.
Namus işçisiyim yani
Yürek işçisi.
Korkusuz, pazarlıksız, kül elenmemiş,
Ne salkım bir bakış
Resmin çekeyim,
Ne kınsız bir rüzgar
Mısra dökeyim.
Oy sevmişem ben seni...
Ve sen daha demincek,
Yıllar da geçse demincek,
Bıçkılanmış dal gibi ayrı düştüğüm,
Ömrümün sebebi, ustam, sevgilim,
Yaran derine gitmiş,
Fitil tutmaz, bilirim.
Ama hesap dağlarladır,
Umut, dağlarla.
Düşün, uzay çağında bir ayağımız,
Ham çarık, kıl çorapta olsa da biri
Düşün, olasılık, atom fiziği
Ve bizi biz eden amansız sevda,
Atıp bir kıyıya iki zamın
Yarının çocukları, gülleri için
Herbirinin ayvatüyü, çilleri için,
Koymuş postasını,
Görmüş restini.
He canım,
Sen getir üstünü.
Uy havar!
Muhammed, İsa aşkına,
Yattığın ranza aşkına,
Deeey, dağları un eder Ferhadın gürzü!
Benim de boş yanım hançer yalımı
Ve zulamda kan-ter içinde, asi,
He desem, koparacak dizginlerini
Yediveren gül kardeşi bir arzu
Oy sevmişem ben seni...
AHMET ARİF
ben hep bir türküde seni görüyorUm
çağlayan gibi içine akmak
göz yaşlarını yağmura benzetmek gibi
ben hep türkülerde seni görüyorum,
özlenen sevdayı aramak
mutluluğu bulmak gibi
ben hep türkülerde seni görüyorum
yüreğin delice çarpması gibi
güneşi umutla beklerken çareszice
karanlığa teslim etmek gibi
atom gibi patlamak isterken
bir damla suyla sönen ateş gibi ,ve..
ölümünü beklerken mezarını arayan ceset gibi
susma!....söyle türkülerini..
sevdalara hasret,acılara merhem,
yanlızlığa yoldaş olsun..
ben türkülerde seni görüyorum
sevdamla,özlemimle,inancımla
ben hep seni dinliyorum,
susarak,hissederek özleyerek....
Bekle sen bir gece karanlığında şarkım vuracak seni göğsünün duvarına
Ellerini uzatacaksın elerin boşluklara kalacak
Düşlerin karalarda kıyılarda kalacak gönlümün limana yaklaşamayacaksın
İsmim dilinde düşmeyecek her anında elerinde sigaranın dumanı kanını emecek
Ruhunda yalnızlığın seferi baharlarında dolar zemheri saçım telinde çılgınlığın rüzgarlar esecek
Her şey beni hatırlatacak beni çok arayacaksın
Ak düşerse saçına ,yanağına gölge, gelme sakın ha dermanın olamam
İhanetine say sevgi savaşından kalan son mermiyi sık kendine savaştan kalan son mermi yi git sık sık elerime dokunduğun o yerde
Terk etmiştin beni biçareliğin gülleri dalında kurusun
Ne yaram var ne de sen içimde gülerimde özgür yüreğimde
Dogudan batiya bir ses yükselir
Yigitler, yigitler bizim yigitler
Gavur daglarindan Dadallar gelir
Yigitler, yigitler bizim yigitler
Yigitler, yigitler bizim yigitler
O'nu bilir Binbogalar, ceritler
Alni çizgi çizgi, zafer oyuklu
Anasi aglamiş öfke yayikli
Elinde dirgeni kara biyikli
Yigitler, yigitler bizim yigitler
Bizim yigitleri bilmiyor itoglu itler
O'nu bilmeyen şu ugursuz bit'ler
Yigitler, yigitler bizim yigitler
Karşidan geliyor elinde dirgen
Sirti yirtik omuzunda yorgan
Yakti anamizi zalim kemirgen
Yigitler, yigitler bizim yigitler
Yigitler, yigitler bizim yigitler
O'nu bilir Binbogalar, ceritler
Mahzuni Şerif'im yigit yavrusu
Anadolu'sundan yoktur kaygisi
Sizin degil beyler işin dogrusu
Yigitler, yigitler bizim yigitler
O'nu bilmeyen şu ugursuz bit'ler
Yigitler, yigitler bizim yigitler
"18 yasinda bir genc gibi, gelismektedir karanlikta
Kimilerine göre kötüdür ölüm
Kimilerine göre ecel
Kimilerine göre90 gün örülen direnis
Ölüm, canlanan yasamdir KAYPAKKAYA´LARDA
Bir caglayan,
ve yüregimizin isi yani
ve bir alev, Munzur bile söndüremez bu yangini
Diyarbakir´da bir Kaya
Sanki yükselmis aya
Diyarbakirda bir zindan
Zindanda, KAYPAKKAYA
Nasil ki sevgiyle kucaklamissa ölümü
Nasil ki 90 kere 24 saat katlanmissa aciya
Nasil ki haykirmissa kinini
Tükürmüsse suratlarina suskunlugunu
Bizede anmak düser, coskuyla onu
Vurdu gövdesini karanligin zemberegine
Ve dogdu isik, yürek penceresine
Eeeeey benim cevahirim
Eeeeey benim disleri kenetlim, suskun irmagim
Ser verip, sir vermeyenim
Durmadi coskun akan irmagin
Ve namlusuna yüregini sakladigin
Ne o zindandaki sesin
Ne de nefesin
Hala gitmis degil hücre karanligindan
Her Mayis´ta vurdular bizi
Yinede yasattik kendimizi,
Attilar bizi hasretin koynuna,
Bogmak istediler hasrete
Oysa ne kadarda güzeldir
Bizimle hasret sürmüs, filiz vermis icimizde sevda
Hani kursun siksan parcalanir gece
Hani uzatsan elini aya gölge düser
Iste güclenerek, kivilcimlara yürüyen mazin
Ve halkin boynunda bir incir gibi,
Büyüyüp gelismektedir ZAFER.
Bizde gördük kücük adamlari,
Köhnemis silahlariyla saldiranlari
Bizde yasadik acilari sevince bogan direnisleri
Elbette vardir bir diyecegi, yaptigimiz tarihin
Elbette unutulmaz direnisin senin
Cünkü büyüyüp gelismektedir ZAFER
Bir yangin gibi tasiyip durduk, zulamizda cevahirini
Sanki, okyanusta damla, iskencede denizdir.
Eeeeey günü uyandiran, toprakla söyleyen rüzgar
Eeeeey halkimin yarali gülü, sol yanimin kivilcimi
Eeeeey gökteki ay, dagdaki kaya
IBRAHIM KAYPAKKAYA
Onlar yoruldu 90 günü saya saya,
Bikan onlardi, onlar sasirdi, can ceksitikte yasamaya
Bulutlar yagmura, karanliklar aydinliga,
Bugünler yarinlara, yarinlara mahkumdur.
Ve yüzleri gülmez, vurduklari ölmez.
Gökteki ay, dagdaki kaya
Nasıl hatırlamam anacığım nasıl
Kaç geceler bana ninni söylerdi
Hasta olunca oydu başucumda bekleyen
Biraz yorulmayayım, üzülmeyeyim, hemen
Alır kucağına okşardı, saçlarımı öperdi.
Nasıl hatırlamam anacığım nasıl
Uzun kış geceleri masal masaldı
Güzel çoban kızları, iyi kalpli sultanlar
Bir suyun akışı gibi geçip gitti zamanlar
Şimdi ne o dünkü çocuk, ne de o masal kaldı.
Nasıl hatırlamam anacığım nasıl
Yıkayan oydu mürekkep lekeli parmaklarımı
Akşam biraz geciksem yollara düşerdi
Sokağa çıkarken «Yavrucuğum üşütme» derdi.
Hemen bir kazak örerdi biraz boş kaldı mı.
Nasıl hatırlamam anacığım nasıl
Bilirim yine kalbinde yerim anacığım
Selam sana Anneler Günü İstanbul’dan
Yeni dönmüşçesine bir akşam okuldan
Vefalı ellerinden öperim anacığım.
Hangi kuşu tuttuysam kanatlarından
küskün aylar, yorgun yıldızlar döküldü
kan avuçlarıma
sonra maviye çalan bir şafak
sööküldü üç yalnız darağacına
altı mayıs günü
Durmuştu zaman
kan soluyordu büyümüş burun deliklerinden
akrep dağlara vurmuştu kendini
gizlenmek için bir taşın altında
kıyamete kadar
ve yelkovan sığındığında rüzgar gülüne
ne güle yaranabildi ne rüzgara
Don Kişot çıkıp romanlardan kılıcıyla
parçaladı darağacı değirmenlerini
altı mayıs günü
Hangi kuşu tuttuysam kanatlarından
mayıs günleri yağdı başıma bir dolu
uykusuz şafaklarım ıslandı
üşüdü mavilerim
Zaman yürüyecektir yeniden
ve güneşe giden suskun mayıs günlerini
yakalayacaktır mavi şafaklarından
ve bir daha darağaçları kurulmayacaktır
yurdumda...
Yangınlar,
Kahpe fakları,
Korku çığları
Ve irin selleri, aç yırtıcılar,
Suyu zehir bıçaklar ortasındasın.
Bir cana, bir başa kalmışsın vay vay!
Pusatsız, duldasız, üryan
Bir cana bir de başa
Seher vakti leylim -leylim
Cellat nişangahlar aynasındasın.
Oy sevmişim ben seni...
Üsküdardan bu yan lo kimin yurdu!
He canım...
Çiçekdağı kıtlık, kıran,
Gül açmaz, çağla dökmez.
Vurur alnım şakına
Vurur çakmaktaşı kayalarıyla
Küfrünü, Medetsiz, Munzur.
Şahmurat Suyu kan akar
Ve ben şairim.
Namus işçisiyim yani
Yürek işçisi.
Korkusuz, pazarlıksız, kül elenmemiş,
Ne salkım bir bakış
Resmin çekeyim,
Ne kınsız bir rüzgar
Mısra dökeyim.
Oy sevmişem ben seni...
Ve sen daha demincek,
Yıllar da geçse demincek,
Bıçkılanmış dal gibi ayrı düştüğüm,
Ömrümün sebebi, ustam, sevgilim,
Yaran derine gitmiş,
Fitil tutmaz, bilirim.
Ama hesap dağlarladır,
Umut, dağlarla.
Düşün, uzay çağında bir ayağımız,
Ham çarık, kıl çorapta olsa da biri
Düşün, olasılık, atom fiziği
Ve bizi biz eden amansız sevda,
Atıp bir kıyıya iki zamın
Yarının çocukları, gülleri için
Herbirinin ayvatüyü, çilleri için,
Koymuş postasını,
Görmüş restini.
He canım,
Sen getir üstünü.
Uy havar!
Muhammed, İsa aşkına,
Yattığın ranza aşkına,
Deeey, dağları un eder Ferhadın gürzü!
Benim de boş yanım hançer yalımı
Ve zulamda kan-ter içinde, asi,
He desem, koparacak dizginlerini
Yediveren gül kardeşi bir arzu
Oy sevmişem ben seni
AHMET ARİF